Şimdi söyle bana aşk güzel mi sence???
Aşkı güzel bişeymi sanıyosun sen ???Güldürme beni.Aşk varya aşk yaşarken defelarca ölmek hiç dinmeyen bir acıyla kıvranmaktır. Aşk içki gibi sarhoş eder döndürür başını sigara gibi alışkanlık yapar bağımlısı olursun uyuşturucu gibi girer hayatına mahveder tüm yaşamını. Şimdi söyle bana aşk güzel mi sence?Deliler gibi severken hiç ummadığın bir anda terk edilmek mi güzel olan yoksa günlerce hiç değmicek bir şerefsiz uğruna ağlamak mı ?Gecelerce uykusuz kalmak mı güzel olan yoksa aldatılıp sevildiğini sanmak mı?Şimdi söyle bana aşk güzel mi sence?Kalbinde kapanmıyacak bir yara açılması mı güzel olan yoksa sevdiğini bir başkasıyla görmek mi?Bile bile kendini ateşe atmak mı güzel olan.Şimdi söyle bana aşk güzel mi sence???
Zafer Akkas SiirLeri [Mp3 Formatında] İndirin
Arkadaşlar benimde begeniyle dinlediğim şairimizdir.. ben çok seviyorum.. bu arada Güzele adlı şirini kesinlikle dinleyin tavsiyemdir..
Zafer Akkas SiirLeri [Mp3 Formatında] İndirin
Zafer Akkas – Ask Bitti
Zafer Akkas – Ask
Zafer Akkas – AyriLik Ayraci
Zafer Akkas – Cesit
Zafer Akkas – EyLüL
Zafer Akkas – GerekLiLigin Siiri
Zafer Akkas – GüzeLe << Tavsiye
Zafer Akkas – Kiyisindayim SessizLigin
Zafer Akkas – Sana
Zafer Akkas – Sehir
Zafer Akkas – SorguLama
Zafer Akkas – Sususum
Zafer Akkas – Tahir ILe Zühre
Zafer Akkas – Tecritteki Adam
Zafer Akkas – Yazmak
Download / İNDİR:
http://rapidshare.com/files/117289084/Zafer_Akkas_SiirLeri_XezaL.rar
Şifres İsterse: www.cesurturk.org
Bay Mükemmeli Arayanlar!
Yalnızlık kimse için hoş olmasa gerek, kim sevdiğinin gözlerine uyanmak istemez ki? Bir sevdaya tutunmak, hayatın zorluklarına göğüs germeyi kolaylaştırır.
Bay Mükemmeli Arayanlar!
Gecenin yarısında kabusla bölünen uykuların korkusunu, salona gidip televizyon karşısında sızarak mı atlatmalı? Kendinizi güvende hissettirecek bir kolda yeniden uykuya dalmak, daha huzurlu değil mi? Neden bu kadar insan yalnız ve mutsuz?
Erkekler, istedikleri gibi bir kadın bulamadıklarından yakınırlarken, kadınların durumu da hiç farklı değil. Günümüz şartları o kadar zor ki, para ister istemez öncelikler listesinde ilk sıraya oturdu. Hepimiz durmadan çalışıp, elimize geçen parayı standart ihtiyaçlarımıza yetiştirmek derdindeyiz. Eskiden rahatça yaptığımız harcamalar, artık lüks oldu. Durum böyle olunca da, beklenen beyaz atlı prensin atı, yerini maddiyatla değiştirdi.
Doğruluk payı yok değil. Düşününce, tek başına aşk karın doyurmuyor elbette, ancak sıkıntının başladığı yer, aranılan Bay Mükemmel’in yüreğimizden başka her yere hitap edebilmesi isteğidir.
Önceliği paranın aldığı bir erkek tanımında, bir kadının mutlu olması uzun vadede mümkün değil gibi geliyor bana. Öyle olsa, tüm zenginler çok mutlu olmaz mıydı? Huzur, sevgi ve güven, maalesef parayla satın alınabilen değerler değildir.
Filmlerde gördüğümüz erkekler, dizilerde önümüze sürülen model adamlar gerçek hayatta yoklar. Her akşam elinde çiçekle gelip, haftada bir pahalı hediyeler alan; elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan; her gece iltifatlar yağdırarak evin içinde en şık haliyle oturan; her özel gününüzü bir festival gibi kutlayan, gözlerini gözlerinizden ayırmadan sabaha kadar şiir okuyan, her sevişmeyi bir tören gibi yaşayan, ihaneti hiç aklından geçirmemiş, tüm ömrünü sizin mutluluğunuza adayan, detay atlamayan, her sorunu konuşarak çözen, elinize kredi kartını verip yurt dışında alış veriş yapmanızı isteyen, kariyerinizi destekleyip size tüm iş imkanlarını sağlayan, maçı ve erkek arkadaşlarını sizin uğrunuza feda eden, hem sahiplenip hem özgürlüğünüze karışmayan, yeterince kıskanç ve gerektiğince duygusal, ince düşünen, zarif ve duyarlı bir adam arıyorsanız, daha çok arayacaksınız demektir. Böyle bir adam, Bay Mükemmel lakabını fazlasıyla hak etmesine rağmen, gerçek olma ihtimali çok düşüktür.
Yukarıda saydığım özelliklerin birkaçını barındıran bir erkek, mükemmele en yakın olanıdır. Böyle birini bulduysanız, sevdiğinize dört elle sarılın ve sahip çıkın. Ötekisi ancak Alice Harikalar Diyarı’nda bulunabilir. Ayrıca çuvaldızı kendimize batırmak gerekirse, böyle bir adama sahip olmak için, kadın olarak bizim hangi sıfatları taşımamız gerekecek?
İllaki Aşk!
Neresinden baksan aşka çıkıyor hayatın yolları, kimsesizliği öğrenince insan. Kaç yaşında olursan ol, hangi şartlarda yaşarsan yaşa, içine bir sızı gelip yerleşiyor. Yokluğunu öğrenmeden varlığının değeri anlaşılamıyor.
İllaki Aşk!
Kalbimizi ne kadar eğitebildiysek, ne kadar yakın durduysak iyiye, güzele, o kadar alıyoruz karşılığını. Her can acısına isyan ediyoruz ama bizi nasıl büyüttüğünü düşünmüyoruz.
Sevmeyi şartlara bağlayanlar, çıkarlarını düşünerek yanlış seçimleri onaylayanlar, zaman geçtikçe anlayacaklar ne büyük bir yalanın içinde yaşadıklarını. Evren kötülüğe, sömürüye, kendinden başkasını düşünmeyene geçit vermeyecek. Gün gelince yüzüne vuracak yalınlığını ve aşk hep kazanacak sonunda.
Aşk kendi dilini yaratır. Irkı, yaşı, farklılıkları siler atar. Sevmekle başlar hayat dediğimizde aslında ve kimse gerçek bir sevginin tadına varmadan gerçekten yaşamış sayılmaz. Hepsi bir balon köpüğünden öteye gitmeyen sahtekar aşıklar, zamanı gelince bir duvara çarpar gibi hızla vururlar gerçeğe ve ne kadar boşuna geçirdiklerini anlarlar bir ömrü.
Gece yarısını çoktan geçmiş bu karanlık saatte, ben bu satırları yazarken, kim bilir kaç yürek aşk için dua ediyor? Kaç gönülden, dillenmiş yalnızlık acısının gözyaşı yükseliyor gökyüzüne? O anlarda duruyor ne varsa, kuşlar, çiçekler, ağaçlar susuyor. Dilekler yıldızlara ulaşana kadar sessiz kalıyor doğa, yapraklar hüzünle sallanıyor.
Aşkı anlatmayan şarkıların notaları suskun, şiirlerin boynu bükük duruyor. İçinde sevgi olmayan ne varsa, silinip gidiyor. Kendini ancak ve yine aşkla var edebiliyor insan, ancak o zaman anlam kazanıyor nefes almak.
Birileri kendince mutlu gözükse de uzaktan, yüreğine sevmeyi öğretememişse, sonunda mutsuzlukla tanışıyor. Öfkeleniyor doğa sevgisizliğe, kendi düzenini uyguluyor. İnsan ektiğini biçiyor velhasıl, kimse bedeli ödemekten kaçamıyor.
Ne kadar umutsuz dursa da günümüzde aşk, yine o kurtarıyor dünyayı. Gönül yalnızlığı, sessizliğiyle terbiye ediliyor. Er ya da geç hepimize vuruyor aşkın tokadı, o zaman biraz silkelenip kendimize geliyoruz. İçimiz acıdıkça, kalbimiz sızladıkça büyüyoruz. Acılarla olgunlaşıyor insan, anlamayı öğreniyor. Yerine koymayı, sahip çıkmayı, tevazu göstermeyi, egolarından kurtulmayı, iyiden yana durmayı, haksızlık etmeyi, bedel ödemeyi, ders çıkarmayı ancak böyle öğreniyor. O yüzden her defasında hiç yılmadan aşk diyorum, illaki aşk…..
Eski Sevgilinin Yeni Sevgilisi!
Eski sevgilinizi, bir kadının elinden tutmuş yolda yürürken, gülüp sohbet ederek geziyorlarken gördüğünüzde, ona karşı ne hissediyor olursanız olun, içinizde bir yere dokunur.
Eski Sevgilinin Yeni Sevgilisi!
İnsanın içine garip bir ihanet duygusu yerleşir. Kendinizi yenilmiş hissedersiniz. Elbette bu duygular o ilişkiye nasıl baktığınıza, ayrıldıktan sonra o adama karşı ne hissettiğinize bağlı olarak değişecektir. İster siz ayrılın, ister o, ister severek bitmiş bir aşk hikayesi olsun, ister artık yüzünü görmek istemiyor olun, mutlaka bir yanınız kıpırdanır.
Eğer zamanında çok sevmeyip, öylesine geçtiğiniz bir ilişkiyse, bir de yanında gördüğünüz kadın güzel ve alımlıysa, aklınızdan birkaç şey geçebilir. O kadının sizin göremediğiniz hangi özellikleri fark ederek adamı tercih ettiğini düşünebilirsiniz. Eğer adam size çok aşık olmuş, peşinizden koşmuş ve siz egonuzun derin sularında yüzerek, kendinize bir kişiyi daha aşık etmenin verdiği hazla, olay yerinden uzaklaşmışsanız; hep cebinizde sandığınız adamın sizden başka birini nasıl beğendiğine şaşırıp, gereksiz bir kıskançlık hissedebilirsiniz.
Eski sevgiliyi yeni sevgilisiyle gördüğünüzde olabilecekler, sizin içinizde bulunduğunuz durumla direkt bağlantılıdır. Eğer hayatınızda çok sevdiğiniz ve sevildiğiniz bir süreçteyseniz, muhtemelen bu olaydan çok etkilenmezsiniz. Adamı gördüğünüz an oluşan duygular bir müddet içinizi kemirse de, birkaç saat sonra unutup gündelik yaşama dönersiniz.
Zamanında sevdiğiniz ancak artık bir şey hissetmediğiniz, hatta nefret ederek ayrıldığınız eski sevgilinizi, kolunda bir kadınla gördüğünüzde, hafif bir sızı duyarsınız. İçinizden geçen kıskançlık değildir ancak biraz kötü duygularla sarılır ruhunuz. Aklınızdan ise şunlar geçebilir: “Ben ilişkiyi yürütmek için o kadar mücadele etmiştim. Onu çok sevmiş ve üzerine titremiştim. Sadece sevgilisi değil, dostu, ailesi olmuştum. Beni neden böyle sevmeyi başaramadı? Neden bana bu kadar özen göstermedi?” Düşünceleriniz bir müddet sizi meşgul eder, midenizde kramplar oluşmasına sebep olur ancak hepsi birkaç güne kadar geçer.
Bütün bunların arasında en acı veren, hala sevdiğiniz ama birlikte olamadığınız, ayrılığın acısını bile henüz üzerinizden atamadığınız büyük aşkınızı, kolunda bir kadınla görmektir. Sizi yaralar, kalbinizi kanatır. Daha tehlikelisi depresyona meyilli, özgüvenini kaybetmiş bir kadına dönüşmenizdir. Kendinizi bu düşüncelerden sakının. Her aşk zamanında doğru olduğu için yaşanmıştır. Şimdi size yanlış gelse de, neden devam etmediğini sorgulasanız da, daha iyi ve sizin için daha güzel olaylar zincirinin başlamasını sağladığına inanmalısınız.
Eski sevgilinizle ilgili şu anda hangi hisler içinde olursanız olun, yanında başkasını gördüğünüzde içiniz biraz burkulacaktır. Ancak yanında duran kadını kıskanmaya başlamadan önce, sizin de zamanında orda durduğunuzu ve o dönemde neler çektiğinizi hatırlamanız iyi olacaktır.
Çok Yalnızım…
05.11.2009Çok Yalnızım…
İçimdekileri anlatamam, zaten anlatmam. Bir kuyunun dibinden yukarı bakıyormuş ancak ışığa ulaşacak yol bulamıyormuş gibiyim.
Çok Yalnızım…
Her gün kaç yere parçalanıyorum, kaç cephede savaşıyorum, ne zaman bitecek, bilemiyorum? Dostlarımla bir sohbetin ortasındayken iyice anladım ki, yorgunum. Daha kötüsü yalnızım! Üstelik bu yalnızlık, öyle sevgiliyle falan geçecek türden değil.
Çocukluğundan yolun yarısına kadar, hep tek başına direnmek zorunda kalanların ortak duygusu olsa gerek. Bana benzer yaşamlardan gelenlerin bir kısmı, geçmişte olanların suçunu birilerine yükleyerek, sebeplere, bahanelere sığınarak kendilerini aklarlar. Tüm duygusallığıma rağmen, aklın yolunu seçtim. Elimdekilere baktım, ne varsa onlarla idare etmeye çalıştım. Üstüne koyabileceklerimi, kendime ekleyebileceklerimi, seçeneklerimi elden geçirdim. Kadersizliğe inansam da, bunu engel diye önüme dikmedim. Seçimlerimi, sonuçlarını kabullendim.
Büyük savaşların yaraları barış sağlandıktan sonra kanar. Benim durumum da biraz öyle, kaç yerimden darbe almışım, fark etmeden yürümüşüm. Şimdi öyle yorgunum ki…
Kadın olmanın pek çok avantajı olabilirdi, kullansaydım. Çok sevmeden, sadece beni rahat yaşatacağına inandığım bir adamla evlenir, bir de çocuk doğurur, etliye sütlüye bulaşmadan yaşayabilirdim. Evli bir adamın metresi olabilirdim. Her akşam başımda olmayacak, benden bulaşık, ütü istemeyecek, sadece güzel yanlarını ve zamanlarını paylaşabileceğim bir adamla yaşamımı sürdürebilirdim. Bir işe girer, patronuma karşı güzelliğimi kullanır, mevki olarak yükselemesem de maaş olarak hak ettiğimden fazlasını alabilirdim. Bunları yapan hemcinslerim yok mu? Dolu!
Ben başka bir yol seçtim. Tek başına, onurla ayakta durulacak, hep savaşmayı gerektiren, yalnız bir yolda yürüdüm. Düşmedim mi? Hem de kaç kere! Ama hep kalktım! Kendimden başkasının beni bitiremeyeceğini, her yaptığımın bana döneceğini bilerek seçtim. Kararlarımı kendim vererek özgür kaldım.
İnsan kendine bir yön çizdiği ve hedef belirlediği zaman, dönemiyor. Dönmeyi gururuna yediremiyor. Ancak bu kadar iniş ve çıkışın içinde yoruluyor, köşeleri oluyor, törpüleniyor. Tek başınalığı daha çok vuruyor yüzüne, daha yalnız hissediyor. Bazen tükeniyor, o zaman da bencilleşiyor.
Bazı insanlar doğuştan şanslı olur. Ben her şeyi tırnaklarıyla, kazıyarak elde edenlerdenim. Bundan mutsuz değilim ama kimisinin kafasına gökten düşen kısmetlere de imreniyorum. Bir sihirli değnek istiyorum, elbette olmuyor. Zaten olursa yaşayamam ama sevdiklerime daha çok zaman ayırıp, onlar için daha güzel şeyler yapmayı isterdim. Biraz sonra yatağıma uzanacağım, ışıkları kapatıp bir rüyanın ortasından hayal alemine dalacağım. Ve yine yalnız olacağım, kimse gibi, herkes kadar ve sadece bana özel bir yalnızlığın ortasında uyuyacağım. Ve öyle çok seveceğim ki bu yalnızlığı, alışacağım….
Sevgilin mi Var Derdin Var!
İlişkiler, cicim aylarını geçtikten sonra gerçekle yüzleşirler. Karşınızdakinin yakışıklı bir melek olmadığını anladığınız ve sizin peri kızı olduğunuza dair inancın yıkıldığı an gelir. Sevmeye devam edersiniz ancak arada bir ortaya sorunlar çıkar.
Sevgilin mi Var Derdin Var!
Önce fikirlerinizin farklı olduğunu keşfedersiniz. İlk tanıştığınızda ne kadar çok ortak noktanız olduğunu düşünmüştünüz oysa, değil mi? Aslında buna sevinmelisiniz. Farklılıklar bu birlikteliği ayakta tutacaktır. Kimse karşında sürekli ayna görmek istemez. Her söylediğini onaylayan bir sevgili ise, ilk başlarda hoşa gitse de, vakit geçtikçe kimliksiz bir kişi imajı çizeceğinden, sıkıcı hale gelir. Hepimizin içinde biraz huzur azgınlığının da yattığını unutmayalım. Burada işin püf noktası, karşılıklı fikirlere saygı duyarak tartışabilmektir. Eğer her iki taraf da fikrini kabul ettirme savaşı içine girmez, sadece aynı görüşü paylaşmadığını belirterek sebeplerini sıralayabilirse, daha demokratik bir ilişki yaşanmasına zemin hazırlanmış olur.
Çiftlerde sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri de, arkadaş ve çevre sorunlarıdır. Kavgaların büyümesine ve kalp kırılmalarına yol açan bu konunun son derece dikkatle ele alınması gerektiğini aklınızda tutun. Sizin için de aynı şey geçerlidir. Sevgiliniz henüz hayatınızda yokken, arkadaşlarınız vardı, üstelik bir gün o büyük aşkınız bittiğinde, yine arkadaşlarınızın omuzlarında teselli bulacaksınız. Onun arkadaşları da sizinki kadar değerlidir. Birbirinize dürüstlükle arkadaşlarınızda neleri sevmediğinizi sormalısınız. İşin iyi tarafı, dışarıdan bakan bir göz, belki de göremediğiniz gerçekleri ortaya çıkarabilir. Önyargısız dinlemeye çalışın. Yeni bir çevre edinmek, her ikiniz için de iyi olabilir. Arkadaşlarından hoşlanmıyorsanız, yeni bir sosyal gruba üye olun ve onu da aynı çevrenin içine sokun.
Güven kaybı, birlikteliklerin en zor tamir edebildiği durumdur. Eğer bir kere güveniniz sarsıldıysa, bunu düzeltmek için uzun bir zaman gerekecektir. Bu durumu kendisine sakin bir zamanda açıklayın. Ona, yapmasını beklediğiniz şeyleri anlatın. Ancak bir kere güveniniz yıkıl diye, bunu ölüm kalım meselesi haline getirmeyin çünkü çok sıkıştırırsanız karşı tarafı bunaltır ve pes etmesine sebep olursunuz. Onu suçlamak yerine, yaşadığınız duyguları anlatın. Karşı tarafı suçlayarak elde edilmiş başarı yoktur. Sadece ilk başlarda vicdanı rahatsız olduğundan biraz alttan alacaktır. Her konuyu tırnaklarınızı çıkarmadan halletmenin yolunu bulun.
Biriktirmek! Bir ilişkinin altına dinamit döşemek gibidir. Aklınıza takılanları, sizi üzen olayları, kırıldığınız davranışları, sizi mutlu ettiği jestleri, ince düşündüğü zamanlarda yaşadığınız mutluluğu, en sevdiğiniz yanlarını açık yüreklilikle anlatın. Yatakta, sokakta, arkadaş ortamında veya baş başayken rahatsız olduğunuz hareketleri paylaşın. Ancak hiçbir zaman bunu kavga esnasında dile getirmeyin. Kendinize sohbet saatleri ayırıp, bu sorunları o zaman dilimi içinde konuşun. Ne yaparsanız yapın biriktirmeyin. İlişkileri en çok yıkan şey, birikimlerin patlamasıdır.
Aslında bir ilişki yaşamak ne kadar zor değil mi? Hep satranç oynar gibi, yapacağın her hamlenin karşılığını önceden düşünmelisin. Yaşamın kendisi de büyük bir ilişki değil midir? Kısacası, sevgilin mi var, derdin var!
Aşkın Ne Suçu Var?
Yağmur yağıyor. Camlar gibi buğulanıyor kalplerimiz. Bir yanımız aşkı özlüyor, öte yanımız yalnızlığına sarılmış; hangi tarafı bıraksak düşecek gibiyiz. Yağmur yağıyor ve biz kapalı yerlerde bile ıslanıyoruz.
Aşkın Ne Suçu Var?
Kahvemi yaptım, pencerenin kenarına oturdum. Yağmur damlalarının seslendirdiği şarkıyı dinliyorum. Doğanın ne güzel bir melodisi var. Hiçbir beste ondan daha büyüleyici olmuyor.
Yalnız bir gecenin içinde, yalnızlığımla mutlu oturuyorum. Kimseye ihtiyacım yok ama aşka hep muhtacım. Ne büyük bir kavgamız var diye düşünüyorum. İlişkiler yürümüyor, hepimiz birilerini sevmek istiyoruz. Bir türlü beceremiyoruz, neden?
Suçu karşı cinse atmak işin kolay tarafı, bana da sorsanız bir dost sohbetinde, muhtemelen erkekleri suçlarım. Aklıma ilk gelen cümle yine erkeklerle ilgili olur ancak gerçeğin kendisi de böyle mi?
Bir arkadaşım ne kadar kirlendiğimizden bahsetti, artık kadınlar mı erkekleri yoldan çıkarıyorlarmış, yoksa tam tersi miymiş, karar veremiyormuş. İlk taşı onlar attı dedim. Öyle ya, baba evinden gözü açılmadan çıkan kız, ilk kazığını nerede yiyor? Kocanın ihanetinden, umursamazlığından, şiddetinden, kimliksizliğinden, değer vermeyişinden ya da sebep neyse ondan canı yanan kadın, ayrılıp dışarı çıktığında, dünyanın nasıl işlediğinden haberdar değil ki! Bir iki bıçak yarasını da sokakta aldıktan sonra dönüşümü başlıyor. Sonra o da diğerleri gibi oluyor, o da can acıtıyor, o da çıkar için kullanmaya başlıyor. Doğru olduğunu düşünmüyorum elbette, ama şöyle bir gerisine bakarsan kendini bozan kadınların, arkasında hep bir erkeğin parmak izi duruyor. Yani ilk taşı onlar attı.
Şimdi geldiğimiz noktada durup biraz etrafımıza bakarsak, göreceklerimiz hiç hoş olmayacaktır. Kim kimi daha fazla kazıklar, daha çok aldatır, en fazla kim ağlatır yarışına girmişiz. Birkaç ayı doldurmuş beraberliklere neredeyse madalya takacağız. Bu kadar kirlendiğimizi nasıl fark edemedik?
Kimse suçu aşka atmasın, aşk olduğu yerde mucizeleriyle duruyor. Biraz küsmüştür mutlaka ama gerçekten sevmek isteyen ve bunun için mücadele edenlerin hep yanındadır aşk. Aşk bitti diyorlar, artık aşk mı kaldı diyorlar. Aşk bitmedi, biten bizleriz! Ruhlarımız çirkinleşti, sevmekten korkanlar gün geldi kendi korkularında boğuldular. İntikam peşinde koşanlar, savaş maskesi gibi yüzlerine sürdükleri siyahlıkların içlerine işlediğini anlayamadılar. Birbirimizi tükettik, kemirdik, didikledik. Yoruldu aşk peşimizde nafile bir çabayla koşmaktan. Aşkın bunda ne suçu var?
Değişmek zorundayız. Sevgiyi, paylaşmayı, değer vermeyi, kadir kıymet bilmeyi, verdikçe çoğalmanın keyfini hatırlamak zorundayız. Sahte sevişmelerle kirletilmiş bedenlerimizi, yalanlarla renklendirilmiş ruhlarımızı, yükseklere taşıdığımız ama boşlukta ve her an düşmeye hazır bekleyen egomuzu yenileyip, kendimizi tekrar ve inançla sevginin kollarına bırakmalıyız. Ancak o zaman kurtulur zincirlerinden aşk ve belki tekrar çıkar ortaya saklandığı yerden Eros. Belki o zaman havada savrulup duran bir ok bulup önüne atlamaktansa, kalbimize saplanmasını seyrederiz aşkın. Yeniden ve belki….
Kadin
25 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Güzel Sözler, Şiirler
Bir kadini aglatmak çok zor degildir aslinda.
Kadinlar herseye aglayabilir;Bir filme,bir sarkiya,bir yaziya..
En az erkekler kadar yani!Ama bir kadini yürekten aglatmak zordur.
Eger bir kadin yürekten agliyorsa,aglatan onun yüregine ulasmis demektir.
Ama o yüregin degerini bilememis olacakki aglatan,
Gözünü bile kirpmadan teker teker batirir ignelerini yürege!
Iste o zaman koca bir yumruk gelir oturur bogazina kadinin.
Yutkunamaz,nefes alamaz;çünkü o koca yumruk canini çok acitir..
Gözleri bugulanir kadinini sonra,aglamayacagim der içinden
Ama engel olamaz iste,çünkü yüregine ulasmistir birileri ve igneler saplamaktadir..
Bu aciya ne kadar karsi koyabilirki bir kadin.
ince ince süzülür yaslar gözünden..Önce bir kaç damla sonra bir yagmur seli..
Ve kadin aglar! hemde çok,sanmaki gidene aglar kadin!
Gidenin giderken koparttigi yerdir onu aglatan,orada biraktigi yaradir.
O yaranin hiç kapanmayacagini,kapansa bile izinin kalacagini bilir kadin;O yüzden aglar.
Ama bilirmisiniz?Aglamak kadinlari olgunlastirir.
Her damla,daha çok kadin yapar kadinlari.Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadinlar agladiginda çogu insan”Aglama niye agliyorsunki,degmez onun için”derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri.
Çünkü yürekleri aciyan kadinlar aglamazlarsa,ölürler!
Içlerindeki zehirdir onlari öldüren!Aglayarak o zehirden kurtulur kadinlar,
O irini temizlerler yaralarindaki!Çünkü bilirler o irin temizlenmezse iltihaba dönüsür yaralari.
Dönüsmemesi lazimdir oysa,o yüzdende bolca aglarlar.
Zaman geçer sonra,kadinlar kendilerine sarilmayi ögrenirler.
Umarim ögrenirler,yoksa ruhlar sapkin yollara çarpar kendini.
Sapan ruhlarin dogru yolu bulmasida yeni acilar demektir.Bunu bilir kadinlar,
O yüzden eninde sonunda ögrenirler kendilerine sarilmayi…
Çok aglayan kadinlar,bir çok seyden vazgeçen kadinlardir aslinda.Her damla olgunlastirir kadinlari evet ama,
Olgunlastikça o safça inandiklari ask gerçegi onlarin gözünde küçülür.
Küçüldükçe degerini yitirir ve iste o zaman kendilerine sarilip;yeni bir kadin yaratirlar kendilerinden.
Güçlü,yenilmez,magrur ve aska inanmayan..
Insanlar soruyorlar çogu zaman neden bu kadar çok bekar kadin var diye
Hepsi kariyer derdinde olan.Çünkü inançlarini yitirdi o kadinlar.
Zamaninda yüreklerine o kadar çok igne saplandi ki,o kadar çok agladilar ki!
Artik kendilerinden baska bir dogru olmadigina inaniyorlar,o yüzden kendilerine sariliyorlar.
Çünkü biliyorlarki sarildiklari adamlar onlari haketmedi;Hem de hiç bir zaman!
Hep bir çikarlari oldu sarildiklari adamlarin.E…O zaman niye sarilsinlar ki! Niye sarilalimki!
Etrafinizda yürekten aglayan bir kadin varsa bilin ki olgunlasiyordur.
Bilin ki,gerçekleri kabul etmeye baslamistir,bilin ki,artik askin olmadigina inanmistir.
Bilin ki,sarilacak tek bir dogrusu kalmistir.O da kim ne diye sormayin artik..
ÇOK AGLAYAN KADINLAR ENINDE SONUNDA KENDILERINE SARILIRLAR
Nefret
20 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Nefret şiirleri
Bir çığlık ürkütüyor,
Ala şafağını gecenin…
Ve o ses ki parçalıyor tüm dengeleri…
Çözümü olmayan şu bilmecenin,
Gizleriyle dönüyor dünya yörüngeleri…
Kızıl kan içiyor toprak,
Ve gök nefret kusuyor…
Dalgalar köpürüyor maviler boyu,
Gece kuşları ve yarasalar,
Mırıldıyor bilindik ninnileri,
Ve kurşun saçıyor güneş,
Alev alev yanıyor dünya,
Bir uçtan bir uca kara bulutlar,
Öldüresiye yağıyor…
Kötü eller tutmuş dünyayı,
Çevirdikçe çeviriyor,
Dönüyoruz hep birlikte,
Kara ellere yenik düşüyor umudumuz…
Umut dağlar ardında,
Yarına kalmış bir aşk öyküsü,
Ve yaşamak korkusu,
En acısı yapılan işkencelerin…
Bebekler doğuyor avuçlarında,
Masum bakışlarında bir dünya,
Çakmak gözlü bebekler kadar değiliz…
İnsanlar yaşıyor tutsaklığını,
Diz çöktürülüp,
Ve bağlanıp ellerinden,
Üstelik arkasından vurulan insanların,
Tenhalarda ölümleri bile,
Üstüne kalıyor masum akşamların…
Mermi nefret doğuruyor,
Ve bombalar öç üstüne öç…
Nefret boğuk sesiyle kıtalar dolaşıyor,
Ve çınlıyor kulakları delercesine…
Bir çığlık ürkütüyor,
Ala şafağını gecenin…
Ve o ses ki parçalıyor tüm dengeleri…
Çözümü olmayan şu bilmecenin,
Gizleriyle dönüyor dünya yörüngeleri…


