Hadise – Deli Oğlan
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Video Klipler
Hadise Evlenmeliyiz 2009 ”YepYeni Video Klip”
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Video Klipler
Rüyada Verilen Ceza
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Dini hikayeler
Mağripte, itibârlı bir âlim olan Ebü’l-Hasan; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin İhyâ kitabını okuyunca “Sünnete muhâlif” diye beğenmemiş ve müslümanların elindeki İhyâ kitaplarının toplanıp yakılmasını emretmiş. Cumâ günü yakılmasını kararlaştırmışlar.
Ebü’l-Hasan cumâ gecesi rüyâsında ders okuttuğu câmie girmiş. Bakmış ki câminin köşesinde parlayan bir nûr; Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer (r.anhümâ) ile oturuyorlar. Bu arada İmâm-ı Gazâlî de elinde İhyâu Ulûmi’d-Dîn, kitabı ile huzura gelerek:
“Ey Allâh’ın Resûlü! Şu kimse benim hasmımdır.” dedi ve İhyâ kitabını Resûlüllâh’a verip:
“Yâ Resûlallâh, şu kitaba bakınız, eğer bu kimsenin dediği gibi bunda sünnete muhâlif bir şey varsa, ben Allâhü Teâlâ’ya tevbe ettim. Eğer dîne muvâfıksa, bu adamdan hakkımı alıp beni sevindirin.” dedi.
Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) İhyâ kitabını baştan sona göz gezdirdi ve;
“Vallâhi bu çok güzel bir şeydir.” buyurduktan sonra Hz. Ebû Bekr’e (r.a.) verdi.
O da baktıktan sonra
“Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bu kitap güzeldir.” buyurdu.
Hz. Ömer’de (r.a.) verdiler. O da inceleyerek, aynı cevabı verdi.
Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.);
“Ebü’l-Hasan’ın elbisesini soyun, iftirâ edenlere vurulduğu gibi had vurun.” buyurdu.
Beşinci sopadan sonra Hz. Ebû Bekr şefâat ederek;
“Yâ Resûlallâh böyle yapması yine senin sünnetini tâzîm içindi, af buyur.” dedi.
Ebü’l-Hasan da hatasını anlayıp tevbe edince; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de affetti.
Ebü’l-Hasan uyanınca gördüklerini halka anlatıp tevbe etti. Bir ay, rüyâsında yediği sopaların vurulduğu yerler sızladı. Vefat edince sopaların izi sırtında görülüyordu. Bu rüyâsından sonra dâimâ İhyâ kitabını okur, ona hürmet ederdi
Allah’tan Kork, Mührümü Bozma!
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Dini hikayeler
Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır.
İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim.
Bu sebeple biri der ki:
– Ey Rabbim! Ben yanında işçi çalıştıran biriydim. Bir gün, çalışan işçim akşam yevmiyesini almaya gelmedi. Ben de onun parasını onun adına ayırıp çalıştırdım. Seneler sonra gelince parasını kazancıyla birlikte verdim. Şaşırdı, almak istemedi. Sonra ciddi olduğumu anlayınca yevmiyesini kazancıyla alıp sevinerek gitti. Bunu sadece senin rızân için yaptım. Eğer senin yanında makbul oldu ise, bunun hürmetine şu kayayı, çıkacağımız yerden uzaklaştır!
Bu dua üzerine kaya yerinden kımıldar, ama çıkılacak kadar yer açılmaz.
İkincisi de şöyle der
– Ey Rabbim! Ben annesine çok hizmet eden biriyim. Bir gece annem su istemiş, ben de koşup dışarıdan su getirmiştim, baktım annem uyumaktadır. Karşısında uyanıncaya kadar bekledim. Gece yarısı uyandığında beni karşısında bekler halde görünce çok memnun olup duâ etmişti. Bunun hürmetine bu belâdan bizi kurtar.
Kaya biraz daha kımıldar, ama yine kurtulmaya yeterli değildir.
Üçüncü olarak da son arkadaşları şöyle duâ eder:
– Ey Rabbim! Memleketimizde kıtlık olmuş, bir çok âile açlık belâsına mâruz kalmıştı. Benim durumum ise iyi idi. Bir gün komşum kızı yanıma gelip açlıktan ölüm tehlikesi geçirmekte olan âilesi için benden yiyecek birşeyler istemiş, ben de ona kendisini bana teslim etmesi halinde istediğini verebileceğimi söylemiştim. Başka çâresinin kalmadığını anlayan kızcağız, nihayet isteğime râzı olmuş, birlikte tenha yere gittiğimizde birden şu ikazda bulunmuştu:
– Ey elinde imkân olan adam! Allah’dan kork, benim iffet mührümü nikâhsız bozmaktan hicap duy! Bu mühür, ancak nikâhla bozulur, başka değil!
Bu beklenmedik ikazdan korkup titremeye başladım. Kendimi mâsum bir kızın namus mührünü bozan iffetsiz durumuna düşürmekten utandım ve dedim ki:
– Haydi gel, istediğin kadar yiyecek al, mührünü muhafaza ederek iffetinle yaşa.
Böylece ona istediğini verdim ve mührünü bozmadım. Bunu senin rızân için yaptım. Eğer kabul edildi ise, şu kayayı kapımızdan uzaklaştır da çıkıp kurtulalım.
Bir de baktılar ki, sıkışmış kaya paldır küldür yuvarlanıp gitti, kurtulup dışarı çıktılar.
Evet, işte iffetsizlerin yersizliğini söylemek istedikleri kızlık işaretinin hadisteki adı mühürdür.
Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
Alabilirsen al
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Dini hikayeler
Hacı Bayram-ı Velî’nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî’nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;
“Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıraları emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!” diye münâcaat etti.
Sonra çekmeceyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.
Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî’ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı.
Orada türbeyi bekleyen türbedâra;
“Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum.” dedi.
Türbedâr;
“Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim.”
Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî’ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.
Ekmek İstedin Afiyet İstemedin
31 Aralık 2009 Yazan Efsane
Kategori Dini hikayeler
İmam Kuşeyri (k.s.) naklediyor:
Sufinin birisi sürekli,
”Allah’ım, senden afiyet istiyorum, Allah’ım senden afiyet istiyorum…!” diye dua ediyordu. Kendisine niçin sürekli böyle dua ettiğini sorulunca, şöyle anlattı:
”Ben, manevi terbiyeye ilk girdiğim günlerde hamallık yapıyordum. Birgün ağırca bir un yükü taşıyordum,
dinlenmek için yükü bir yere koydum. Orada,
”Ya Rabbi, eğer her gün bana yorulmadan iki ekmek versen, onlarla yetinirdim!” diye dua ettim. O sırada önümde iki kişi döğüşmeye başladılar; ben de aralarını bulayım diye yanlarına vardım. Birisi, elindeki şeyi hasmına vurmak isterken başıma vurdu, yüzüm kana bulandı. O sırada mahallenin asayişinden sorumlu kimse gelip ikisini yakaladı, beni de kana bulanmış görünce, kavgacı zannedip onlarla birlikte hapse attı. Bir müddet hapiste kaldım, her gün iki ekmek veriyorlardı.
Bir gece rüya gördüm, birisi bana,
”Sen her gün yorulmadan iki ekmek istedin fakat Allah’tan afiyet (beden,din ve dünya selameti) istemedin, işte istediğin sana verildi!. dedi.
Rüyadan uyandım, ondan sonra hep,
”Ya Rabbi, afiyet ver, Ya Rabbi afiyet ver..!” diye dua etmeye başladım. Bir ara hücrenin kapısı çalındı, birisi,
”Hamal ömer nerede ?” diye beni sordu. Beni götürdü, ellerimi çözüp serbest bıraktılar.”
Resûlullah (s.a.v.) buyurur ki:
“Allah’tan afiyet isteyin. Kula kamil imandan sonra afiyetten daha büyük
TV’de yeni yıl
Star
Hadise, yılbaşında sadece Star TV’de olacak. Televizyon kanalı için özel olarak çekilen programda, yine Hadise gerek dansı, gerek kostümleriyle adından söz ettirmeyi başaracak. Şovda seyirciyi birbirinden hoş sürprizler de bekliyor. Bunlardan biri; ünlü popçunun ‘Kahraman’ isimli şarkıda sevgilisi Sinan Akçıl’la düet yapması…. Hadise’yi izlemek ve dinlemek isteyenlere duyurulur!
Yeni yıla meleklerle giriyoruz!
Her yıl düzenlediği görkemli şovlarla gündeme damga vuran ve bu gece yayınlanacak Victoria’s Secret’ın 2010 defilesi yine dünyanın en gözde modelleriyle yapıldı
GDO’lu ürünler hasta ediyor!
GDO’lu ürünlerin solunum bozukluğu, ciltte kızarıklıklar, nezle, göz nezlesi, baş ağrısı gibi alerjik tepkilere neden olduğu bildirildi.
İSTANBUL (ANKA) – GDO konusunda yayınlanan birçok araştırması olan mikrobiyolog ve Amerika’daki Maharishi Yönetim Universitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Fagan, GDO’lu ürünlerin solunum bozukluğu, ciltte kızarıklıklar, nezle, göz neslesi, baş ağrısı gibi allerjik tepkilere neden olduğunu, hatta hatta şok etkisine yol açarak ölüme bile neden olduğunu söyledi. Ancak çok uluslu şirketlerin GDO’yu yaygınlaştırmak istediğini vurgulayan Fragan, “Tarım ilaçlarını pazarlamak için sıkıştırdıkları gibi GDO’lu tohum satmak için de Türkiye, Afrika ve Asya’da bunu yaygınlaştırmak için çaba harcıyorlar. Hindistan’da patlıcana da dahil etmek isteniyor. Türkiye’de, önce soya ve mısır, sonra hepsine dahil etmek isteyeceklerdir” dedi.
GDO konusunda yayınlanmış birçok araştırması olan mikrobiyolog ve Amerika’daki Maharishi Yönetim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Fagan, GDO’lu ürünlerle ilgili ANKA’nın sorularını yanıtladı.
-NOBEL ÖDLLÜ DE OLSA TÜM SONUÇLARI TAHMİN EDİLEMİYOR-
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), genetik mühendisliği müdahale yöntemiyle, bitkiler, bakteriler, virüsler ve hayvanlardan alınan genin birleştirilmesi sonucunda, yeni bir gen ortaya çıkartılması olduğunu hatırlattı. Bu birleşik genin kontrol dışı olduğunu, ne gibi sonuç yaratacağının hiç bilinmediğini vurgulayan Fragan, “Bir tek gen dahil etmenin bütün bitki üzerindeki tüm sonuçlarını, doktorası da olsa, profesör de olsa, Nobe Ödüllü de olsa kimse tahmin edemiyor. Dışarıdan hücreye eklenen genin, DNA’nın neresine nasıl yapışacak o bilinmiyor ve kontrol altına alınamıyor” dedi.
-ABD’DE 37 KİŞİ ÖLDÜ, 5 BİN KİŞİ HASTA-
Hücresine yapay gen eklenen bir bitkinin, metabolik düzeyde etkilendiğini, bu durumun doku ve organizmalarda değişikliğe neden olduğunu söyleyen Fragan, “Bu bitkinin besin değerini düşürüyor” dedi. Bu bitkileri yediği taktirde insan sağlığına da zarar verdiğinin altını çizen Fragan, “Bir besin, genetiği değiştirildiği zaman yeni bir protein yaratıyor. Bu yeni proteinler alerji yaratabiliyor. Mesela GDO’lu patates yiyorsunuz, yeni bir protein var ve alerjik tepkiler yaratacak vücutta. Solum bozuklukları, cilt bozuklukları, kızarıklıklar, nezle, göz nezlesi, sindirim sisteminin bozulması, dokuların sağlıksızlaşması, tipik tepkilerden bazıları. Başınız ağrıdı mesela, yediğin mısırdan mı, başka birşeyden mi bilemiyorsun? Çünkü ne yediğin beli değil” dedi. Genetiği değiştirilmiş bakterilerin, zehirli bir bileşik de oluşturarak daha kuvvetli alerjik tepkilere neden olabildiğini, ani şok yaratarak ölüme bile yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Fragan, bu zehirli etki ile ABD’de 37 kişinin öldüğünü, 5 bin kişinin de hastalandığı bilgisini verdi.
-HİNDİSTAN’DA PATLICANA, TÜRKİYE’DE HER ŞEY İÇİN SIKIŞTIRILIYOR-
GDO ile dünyada Amerikalı, İsviçreli, Alman asıllı dev şirketlerin ilgilendiğini, dünyadaki GDO’ların yüzde 96’sının 5 ülkede imal edildiğini, bu ülkelerin ABD, Kanada, Avustralya, Brezilya ve Arjantin olduğunu, pamuk eklendiğinde Çin ve Hindistan’ın da bu ülkelere dahil edildiğini söyleyen Fragan, “Bu şekilde bakıldığında sadece 7 ülkede imal ediliyor” dedi. GDO’lu ürünlere dünyada en çok soya fasulyesi, mısır, kanola ve pamuk da rastlandığını, Amerika’da kabak ve domates de olduğunu, Havai’de Papaya bitkisinde bulunduğunu, Hindistan’da patlıcana da dahil etmek istendiğini açıkladı. GDO taraftarlarının, “Türkiye bunu kabul etmezse, dünyanın gerisinde kalır” sözünün gerçeği yansıtmadığını, GDO’yu sadece 7 ülkenin kabul ettiğinin altını çizen Fragan, şunları söyledi:
“Gerçek bu değil. Bu ticari amaçla yapılan, etkili olmayan, hatta bu çağda yapılmaması gereken bir teknoloji. Batı’da genel olarak kabul edilmeyen bir teknoloji. Tarım ilaçlarını pazarlamak için nasıl sıkıştırıyorlarsa, bunun için de Türkiye, Afrika, Asya’da bunu yaygınlaştırmak için çaba harcıyorlar. Türkiye’de hepsine dahil etmeyi isteyeceklerdir. Önce soya ve mısır, sonra hepsine.”
-GDO’YA ULUSAL GÜVENLİK İÇİN DE DİKKAT-
GDO’lu tohum verildiğinde çiftçilerin, geleneksel tohumları bir kenara bıraktığını, bu tohumların 1 yıl beklediği zaman öldüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini vurgulayan Fragan, “Tarım için kullanılan tohumları Türk çitfçileri kontrol edemezse, besin üzerindeki kontrol elden kaçar. Gıda güvenliği kalmaz. Bu sadece gıda güvenliği değil, uluslal güvenlik meselesidir ve çok ciddi bir sorundur” uyarısında bulundu. Türkiye’de GDO’lu ürünlere izin vermeye eğilimli, zayıf bir yasa çıkartıldığını, ancak insanların buna kvvetli bir tepki gösterdiğini ve bunun üzerine hükümetin tekrar gözden geçirdiğini hatırlatan Fragan, “Umut ediyorum ki Türk halkını bunlardan koruyacak daha kuvvetli bir yasa çıkacaktır” dedi. Avrupa’da yasa gereği, GDO’lu ürünlerin üzerine etiket konmak zorunda olduğunun altını çizen Fragan, “Türkiye’de çıkartılacak yeni ya da bu şartı koşmak zorunda ki ona göre insanlar alsın, ya da almasın” dedi.
-GDO’DAN KAÇINMAK İÇİN GIDALARIN ETİKETİNİ OKUYUN-
GDO’lu ürünlerin bakarak anlaşılacak bir durum olmadığını, ancak soya ve mısır katkı maddesi olarak, keklere, bisküvilere, şekerlere ve birçok gıda maddesine sıçradığını söyleyen Fragan, tüketicilere, “Yediğiniz şeylerin etiketini okuyun. Mısır, soya varsa, pamuk yağı varsa veya kanola varsa o zaman risk var demektir. En güvenlisi organik yiyin. Güvendiğiniz yerlerden gıdayı alın. Mümkünse güvendiğiniz tarlalardan, çiftçilerden alışveriş yapın” tavsiyesinde bulundu. (ANKA)
13 yaşında, ağabeyinden hamile kaldı
İzmir’in Seferihisar İlçesi’nde, ilişkiye girdiği 13 yaşındaki kız kardeşi H.K.’yı hamile bıraktığı iddiasıyla gözaltına alınan ağabeyi 18 yaşındaki M.K., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı
H.K. ise ailesinden alınarak İzmir Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na teslim edildi.
Seferihisar Nejat Hepkon İlköğretim Okulu 6′ncı sınıf öğrencisi H.K., ailesi tarafından uzun süredir adet görmediği için dün Nejat Nepkon Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Burada yapılan muayenede H.K.’nın 5 aylık hamile olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine baba M.K. durumu polise bildirdi. Polisin ifadesine başvurduğu H.K., bir süre susmayı tercih ettikten sonra, Gelindamı Mevkii’ndeki ağıllarında çobanlık yapan ağabeyi M.K.’nın kendisiyle bir kez birlikte olduğunu söyledi. Polis, ağabey M.K.’yı gözaltına aldı. Polis, suç yerinin kendi sorumluluk bölgelerinin dışında kalması nedeniyle M.K.’yı, Seferihisar İlçe Jandarma Karakolu’na teslim etti. Jandarmadaki sorgusunda suçunu itiraf eden ağabey M.K., işlemlerinin ardınan bugün sevk edildiği Seferihisar Sulh Ceza Mahkemesi’nde tutuklandı. H.K. ise ailesinden alınarak İzmir Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na teslim edildi.
Olay karşısında büyük şok yaşayan baba M.K.’nın, olayın duyulmasının ardından eşiyle birlikte evlerini terk ettiği öğrenildi.


